Herkes istediğini düşünebilir benim hakkımda. Her lafı söyleyebilir. Kötü anlarımda hep yalnız olduğumdan, beni o anlarda yalnız bırakan insanların hiçbir düşüncesini UMURSAMAM. “İyileşmem için emek harcamayan insan kötü olduğumda bana kızamaz” derim. Bunun adına inat diyebilirsiniz, kibir diyebilirsiniz ama bu böyle. Hayatımı mahvettiğimde kimsenin bana bir şey söylemeye hakkı olmadığını düşünürüm.
Ama ilk defa, gerçekten ilk defa birinin benim hakkımda söylediği bir laf canımı acıttı. Çünkü insan sevdiğinin gözünde nasıl göründüğünü her şeyden çok önemsiyor. İnsan sevdiğinin gözünde önemli biri olmak istiyor ama ben sevdiğimin gözünde boş, işe yaramaz bir insanmışım. O beni öyle görüyormuş.
Haksız mı? Değil belki. Haklı. Ama mevzu haklı olup olmaması değil ki. Mevzu, ne bileyim. İnsan sevdiği kişi onu “iyi” bilsin istiyor. Sevdiği insana kendisi sorulduğunda güzel şeyler söylesin istiyor. İçinde “boş” geçen cümleler değil.
İnsan tükenen bir varlık. Sabahın beşinde, böyle. Tükeniyor işte.
Buraya hep canım sıkıldığında yazıyorum, bir defa da güzel bir şeyler anlatayım.
Bundan birkaç hafta önce yazlıktaki halı sahada tek başıma takılıyordum, sezon da daha açılmadığından sessiz sakin ortalık. Yan siteden 8-9 yaşlarında 5-6 tane çocuk geldi. Güvenlikten izin falan aldılar “abi sizin burda oynayabilir miyiz” diye. Kimse de olmadığından izin verdi güvenlik. Buraya bir dipnot ekleyeyim, çocuklara özel bir düşkünlüğüm var. Bebekleri sevmem mesela, şebeklik yapacak insan değilim ama 3-4 yaşlarından şımarmaya başladıkları 10-12 yaşına kadar her çocuk için saatlerimi harcayabilirim. Mutsuz bir çocukluk da geçirmedim halbuki ama herhangi bir çocuğun üzülmesine dayanamam, üzeni de ben üzerim.
Her neyse, devam edeyim. Çocuklar güvenlikten izin alınca geldiler yanıma. İçlerinden biri kız, diğerleri de oğlan. Sanırım yerlileri ki oranın baya kaynaşmışlar, kardeş gibi takılıyorlar. “Abla maç yapalım mı” dediler. “Olur yapalım” dedim.
- Neyine?
- Siz bilirsiniz.
- Dondurmasına?
- Kabul.
- Kaçta bitsin?
- Ona da siz karar verin.
- 20’de?
- O da kabul.
Sonra takımları falan kurduk. Ben kaleye geçtim çünkü karşıdaki takımı güçsüz zannediyorum. Bir gol yedim iki gol yedim, baya baya yiyorum yani. O sırada sahanın kenarına yanlış görmediysem bizim sitede oturan bir kız geldi. O da 10 yaşında vardır belki. Hani oynamak isteyip de söyleyemeyen tiplerden. O anda gelen bir topu da bilerek içeri aldım ki o kızı oyuna dahil edeyim. Son golü de yiyince sinirlenmiş gibi yapıp “yeter” dedim, “siz fazla güçlüsünüz, ya bu kız da bizim takıma gelecek ya da sizden biri çıkacak.” O an o kızın yüzündeki, gözlerindeki gülümseme çocukları sevme sebebim işte. Ben öyle deyince oynayanlardan kimse çıkmak istemedi tabii, bana da zıt gitmek istemediler. “Tamam abla, o da gelsin” dediler. Ben de baktım artık farkı açıyorlar çağırdım bizimkilerden birini, en fazla 5 yaşındadır o, “kaleye sen geçeceksin” dedim. O da kabul etti. Oyuna sonradan giren kızla birkaç gol attık, arayı kapatıyoruz yavaş yavaş. (20-4 yenildik de çaktırmayın.)
Hatırlamıyorum skoru, 10-2 civarı bir durumdayız. Karşı kaleyi koruyan kız geldi yanıma, “abla sana bir şey söyleyeceğim” dedi. Ulan sanki LYS’de çıkacak soruları söyleyecek, yaşı 10 olmayan kızda nasıl bir ciddiyet var anlatamam. “Söyle” dedim. “Ben seni çok sevdim” dedi. Ölürüm ya, ölürüm. “Teşekkür ederim” dedim. “Aynı benim gibisin, “lan, oğlum” falan diyorsun” dedi ki haklı, takıma taktik verirken sürekli “oğlum şuraya geç len” falan diyorum. Kız öyle deyince nasıl kahkaha attım anlatamam. Teşekkür ettim tekrardan.
Dur dur daha bitmedi. Skoru yine hatırlamıyorum ama bahsettiğim kızla karşı karşıya bir pozisyondayız. Kız kalede, ben de gol atacağım. Kızın eni 25 boyu 55 cm bir şey zaten. Ben yanlışlıkla kızın surata nişanladım topu. (Şaka değil.) Uçtum tabii yanına, bir özürler diliyorum. 10 saniyede 15 defa “iyi misin” diye sordum herhalde. Kız topu çekti kenara ve bana aynen şöyle dedi: “Amma abarttın abla ya, benim işim bu.” Ben ikinci defa şok. Ciddi ciddi kız da iyi kaleciydi ama.
Maç bitince 20-4’ün hezimetiyle aldım 10 tane dondurma. Dağıtın birbirinize dedim. O değil, dizinde yırtık olan bir insanım ben. Onlarla oynarken çelme yiyip yere düştüm, ayağımda ödem falan oluştu. İyi bir şey anlatacağım dedim diye bahsetmedim bunlardan ama iki gün ayağa kalkamadım resmen.
Bunlar da aklıma nerden mi geldi, iki gün sonra tekrar yazlığa gideceğim. Bırak kafa dinlemeyi, bu sefer tek istediğim aynı çocuklara tekrar rastlayıp rövanş maçı yapmak. “Kaleyi ben korurum” diyeniniz varsa buyursun gelsin; dondurmasına, 20’de biter.
Anna Speckhart & Camille Rowe for The Gap.
Bir arkadaşım var, dünyadaki en iyi niyetli insanlardan bir tanesi. Sayıyla üretilenlerden. En son Plüton’da hayat olduğuna inanıyordu, bilmiyorum şu an ne düşüyordur. Az önce konuşuyorduk, soracaktım “hâlâ Plüton’da mı yaşamak istiyorsun?” diye; uyumak üzere olduğunu söyledi, sormadım ben de. Biraz da korktum. “Hayır” dese üzülürdüm.
(via itsma-ma-mandy)
| Marla: | Denedim Tyler, gerçekten denedim. |
| Tyler: | Biliyorum. |
| Marla: | Hoşuma giden yönlerin var. Zekisin, komiksin, yatakta olağanüstüsün. Ama çekilmez birisin. Çok ciddi duygusal sorunların var. Böyle devam edemezsiniz Tyler, psikologa gitmen lazım. |
| Tyler: | Biliyorum. Çok üzgünüm. |
| Marla: | Sen üzgünsün, ben üzgünüm, herkes üzgün ama ben artık yapamıyorum. Yapamıyorum ve yapmayacağım. Ben gidiyorum. |
Bütün babalar doğuştan sürücü kursu öğretmenidir; güzel kızlar zengin adamlarla evlenir ve bu dünyada sadece varoş çocuklar gerçekten eğlenmesini bilir.
Huzur içinde uyu Emine, olmak istediğin kişi gibi uyu!
(Source: madisozluk.com, via madisozluk)